- Seminer: "Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği" 12 Aralık 2009, Cumartesi

 

- Üstün Öngel'e e-posta ile ulaşmak için uongel@cu.edu.tr adresini kullanın lütfen.

 

- "Sizin Yazdıklarınız" bölümüne "Ama Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" başlıklı yeni bir yazı eklendi.

 


 - Psikiyatrist İtirafları: Ayşe Arman'ın Psikiyatri Derneği Başkanı ile yaptığı röportaj  (21.02.2007)

Ayşe Arman                        3 Mayıs Cumartesi, Hürriyet Cumartesi Eki

 

AYŞE:Hastanın beyin kimyasının bozulduğunu hangi testlerle anlıyorsunuz?

DOKTOR:Test yapamıyoruz. Araştırmalar var, ona göre ilaç yazıyoruz…

Evet, hoş geldiniz! Konumuz yine antidepresanlar. İki hafta önce söz psikologlardaydı. Şimdi psikiyatristlerde. Konuğum Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Şeref Özer. Önemli bir konuda, son derece samimi konuştu, kendisine teşekkür ediyorum.

Depresyon nedir? 2 artı 2 eşittir 4 gibi bir tarifi var mı?

- Bu konuda, psikiyatrinin yapısıyla ilgili sorunlar var. Diyelim ki zatürree oldunuz. Ateşiniz yükselir, lökositiniz artar, sırtınız ağrır. Akciğer filmi çektirince de çıkar bir şeyler. Ama psikiyatrik rahatsızlıklar öyle değil, tanımlanması kolay şeyler değil. Psikiyatri alanında 1950’lere kadar herkes kendi kafasına göre takılmış. Biri “Bana göre depresyon budur” demiş, öbürü “Hayır o şizofreni!” demiş. Bu bir sorun haline gelince de, ortak bir dil arayışı başlamış ve sınıflandırma sistemleri geliştirilmiş. Bugün bütün dünyada, yaygın olarak kullanılan iki sınıflandırma sistemi var. Biri Amerikan Psikiyatri Birliği’nin oluşturduğu DSM, diğeri de Dünya Sağlık Örgütü’nün kullandığı İCD sınıflandırması. Biz psikiyatristler, hastalıkların tanılarını bu sınıflandırmaya göre yapıyoruz.

Siz hangi hastanıza “Sen depresyondasın” diyorsunuz?

- Her isteksiz olana, her canım sıkılıyor diyene “Depresyondasın!” demiyorum tabii. En somut belirtisi, yakındığı şeylerin, günlük hayatını bozmaya başlaması. İşe gidemez oluyorsa, çocuğuna bakamıyorsa, ev işlerini yapamıyorsa, bunun adı depresyondur.

İşleri bozulmuş ya da iflas etmiş bir adam. Mutsuz, yataktan çıkmak istemiyor…

- Hemen depresyon demem. Ne zaman derim? 15 gün boyunca yataktan, hatta evden çıkmıyorsa, sorunları çok fazla ama çözmek için çaba harcamıyorsa, tamamen ümidini yitirmişse, yemeden içmeden kesilmiş, kilo vermiş ve intihar etmeyi düşünüyorsa, hatta planlar yapıyorsa, gazla mı yapsam, iple mi diye… İşte o zaman depresyon derim.

Peki bu adam, bu depresyonu ilaçsız atlatamaz mı yani…

- Bazıları atlatıyor, bazıları atlatamıyor. Biraz da yapısal özelliklerle ilgili. Bu hastalıkların genetik geçişleri var. Tabii sosyal destek de çok önemli. Bazı insanlar o destekle toparlanıp hayatına devam edebiliyor ama bazıları edemiyor.

Beyin kimyasında ne tür değişiklikler oluyor ki, ilaçla düzelmesi gerekiyor?

- Depresyonda nörotransmitter denilen bazı beyin hormonlarının rolü olduğunu artık biliyoruz. Serotonin, dopamin, vesaire gibi. Hepsinin belli fonksiyonları var, iç içe çalışıyorlar. Bu sistemlerden birisi bozulduğu zaman da rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Dopamin hormonu çok fazlalaştığında şizofreni ortaya çıkabiliyor. Serotonin azaldığı zaman da ya panik bozukluğu yaşıyorsunuz, ya da depresyona giriyorsunuz. Ya da obsesif kompulsif oluyorsunuz.

Peki hastanın beyin kimyasının bozulduğunu nasıl anlıyorsunuz? Ne tür testler yapıyorsunuz?

- Ne yazık ki test mest yapamıyoruz. Çok pahalı. Biz bize gelen insanların beynindeki kimyasal değişiklikleri de göremiyoruz. Böyle bir alet yok. İnşallah bir gün olacak. Bizim elimizde araştırma sonuçları var. O sonuçlara göre ilaç veriyoruz ve eksik olduğunu düşündüğümüz hormonu yerine koyuyoruz.

Bana yazan bazı okurlarım antidepresan kullandıklarında eskisi gibi tepki veremediklerini söylüyorlar…

- Evet olabilir. Bazı insanlarda böyle yan etkiler oluşabilir. Ama unutmayın ki, “Hayattan zevk almaya başladım, keyfim yerine geldi, yok olmak üzereyken hayata yeniden döndüm” diyenler de var.

Bir sürü okur da, 10 dakikalık konuşma sonrasında kendilerine ilaç yazılmasından şikayetçi.

- Haklılar. Psikiyatrik muayene, ayrıntılı yapılması gereken bir şey. En az 45-50 dakika sürmesi gerekiyor.

Neden 10 dakikada bittiği oluyor peki?

- Sağlık sistemi ile ilgili bir sorun. Çünkü psikiyatrist sayısı sınırlı, hasta çok. Türkiye’de olması gerekenin yarısı kadar psikiyatrist var. O zaman ne oluyor? Günde 80 hasta kapıya dayanıyor. İdareciler, “Bu 80 hastaya da bakılacak!” diyor. Buna da vakit yok. Yoksa tabii ki her şeyi ayrıntılı dinlemek gerekiyor. Karşınızdaki hastanın nasıl bir dünyadan geldiğini, ailesini, sosyal ilişkilerini, yaşamını dinlemelisiniz ki, o hasta hakkında tam bir fikre sahip olasınız. Ama öykünün tamamını alacak vakit yok.

O zaman, bazı hastaların şikayet ettiği gibi, psikiyatristlerin ilaç yazımını abarttıkları gibi bir gerçek var.

- Var. Ama bu, biraz da pratik koşullardan kaynaklanıyor. Kapınızda 80 hasta varsa ne yaparsınız? Sadece yakınmaları dinlersiniz. “Neyin var?” “Keyfim yok, uyuyamıyorum, oramda buramda ağrı var…” Terapi de yapamıyorsanız, tek çare ne oluyor? İlaç yazıyorsunuz. Biz de bunun farkındayız.

İdeali sizce kaç hasta bakmak?

- 20. Ama ülkenin gerçekleri öyle değil, buradaki polikliniklerde bile (Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi) bir günde 40-50, hatta bazen 60 hasta bakıyoruz.

Bu ilaçların, depresyona sebep olan sorunu çözme gücü var mı?

- Vücutta eksilen hormonu tamamlama gücü var. Hastalığın biyolojik zeminini ortadan kaldırıyorlar. Tıpkı antibiyotiğin mikropları öldürmesi gibi. Çok ağır sosyal ve ekonomik koşulları olan bir insan düşünün. Depresyon oluşmuş, biz bu ilaçlarla belki sorun çözmüş olmuyoruz ama biyolojik zeminini ortadan kaldırıyoruz. Depresyonu düzelterek, kişinin sorun çözümüne doğru hazırlanmasını sağlıyoruz.

Biz Türkiye’de istediğimiz antidepresanı cırt diye satın alabiliyoruz eczanelerden, İngiltere’de öyle mi?

- Hayır. Ama bu da sağlık sistemiyle ilgili. Biz Türkiye’de, elimizi kolumuzu sallaya sallaya antibiyotik de alabiliyoruz, İngiltere’de alamıyorsunuz.

Antidepresanın bir moda, bir trend olarak kullanılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Hiç doğru bulmuyorum. “Bana çok iyi geldi, sen de al” diyor kadın komşusuna. Olacak iş değil. Hepsinin yan etkileri var ve biz kişiye özel seçeriz. 100 hastaya mı verdik? 60’ı iyileşir, 40’ında ilacı değiştiririz, 30’u iyileşir, 10’u iyileşmez. Etkileri kişiden kişiye değişiyor. Ama bu diğer bütün ilaçlar için de geçerli.

Her insanda farklı etki yapıyorsa… İlacı verdiğiniz zaman, hangi insanda ne etki yapacağını nasıl biliyorsunuz?

- Bilmiyoruz. Dürüstçe söylemek gerekirse, hálá çok ipucu yok. Uykusu çok olan insana, uyku yapmayan bir antidepresan veriyoruz. İştahı çok olana da iştahı azaltan. Hastalarıma ben “Bunlar bunlar depresyon belirtisi, sizin de depresyonunuz var” derim. “Amacımız beyninizdeki serotonini arttırmak. Birçok ilaç var, hangisi daha iyi gelecek bilmiyoruz. Deneye deneye bulacağız, az dozda başlayacağız, yavaş yavaş artıracağız.”

Derin bir sorunum var diyelim, ilaç alıyorum, eksik hormunu yerine koyuyorum, zemini ortadan kaldırıyorum ama derin problem duruyor…

- Evet, onu da terapiyle ortadan kaldıracaksınız. İlaç artı terapi. En doğrusu budur.

Psikanaliz diye bir şey yok mu artık? Divana yatırmak…

- Var. Ama vakit ayıracaksınız, en az haftada iki kere gideceksiniz. Bir de bunun maddi bedeli var. Haftada iki kere kaç kişi gidebilir bu ekonomik koşullarda?

Zenginler mi terapiye gidiyor yani?

- Analitik terapiye evet, ancak zenginler gidebiliyor. Ama bir sürü terapi çeşidi var. Mesela “kısa ve dinamik psikoterapi” gibi yeni kavramlar var.

Neden kadınlar daha çok depresyona giriyor?

- Daha zor koşulları var kadınların. Daha az para kazanıyorlar. Daha çok uğraşmaları gerekiyor. Sosyal yükleri çok daha fazla.

İlaç firmalarıyla ortak çalışan doktorlar var mıdır?

- Olabilir de, olmayabilir de.

Son olarak, Türkiye Psikiyatri Derneği ne işe yarıyor?

- Psikiyatristlerin mesleki örgütü. Bir sivil toplum örgütü. 1800’ün üzerinde üyemiz ve 20 şubemiz var. Amacımız, psikiyatristlerin dayanışma içinde olmasını sağlamak, mesleğin etik kurallarını oluşturmak ve en önemlisi, ruh sağlığı ile ilgili bir yasa oluşturmak. Büyük bir sorun var Türkiye’de, psikiyatri hastalarının nasıl yatırılacağına, nasıl taburcu edileceğine hükmeden bir yasa yok. Dünyanın her yerinde var, bizde yok. Diyelim ki bir şizofreni hastası geldi. Onu kim yatıracak, ne zaman yatıracak, “Ben çıkmak istiyorum” derse çıkabilecek mi, çıkamayacak mı, inanılmaz bir şey, ama bunlar bilinmiyor.

ANTİPSİKİYATRİ PSİKİYATRİ İÇİN İYİ

Dünyada her şeyin bir karşıtı var. Psikiyatrinin de. 60’lı yıllardaki o özgürlük rüzgarıyla beraber anti-psikiyatri de gelişti. Ben iyi ki anti-psikiyatri var diyenlerdenim. Neden derseniz, bir sistemin karşıtı olmadığı müddetçe, o sistem düzelmez. Bir zamanlar sosyalist sistem vardı hatırlarsanız, sosyalist sistemin rekabetinden dolayı kapitalist sistem, işçilerine daha çok hak veriyordu. Sosyalist sistem dağıldığından beri, o sosyal haklar da gitti. Anti-psikiyatrinin de, psikiyatriye çok katkısı oldu. Eskiden akıl hastaları, şehirlerin dışında tutuluyordu ve saçma sapan yöntemlerle iyileştirilmeye çalışılıyorlardı. Anti-psikiyatri, onların da insan olduğunu hatırlattı. O yüzden de bizler, hastaların toplum içinde iyileştirilmesini savunuyoruz artık. İyi ki anti-psikiyatri var. Ama bu tabii söyledikleri şeylerin hepsinin doğru olduğu anlamına gelmiyor.

 

 

 

 

 

www.farmamedya.com sitesinden alıntılanmıştır
 
Eli Lilly, AstraZeneca ve Johnson & Johnson’a
Antipsikotik İlaçları Nedeniyle Dava
Pennsylvania eyaleti, antipsikotik ilaçlarını hileli yollarla pazarlayan, Eli Lilly, AstraZeneca, ve Johnson&Johnson’ı, hem hastalara zarar verdikleri hem de reçeteli ilaç maliyetlerini arttırarak eyalete borçlu oldukları iddiasıyla dava etti.
26 Şubat'ta verilen dava dilekçesinde, İndianapolis merkezli Eli Lilly’nin antipsikotik ilacı Zyprexa’nın risklerini gizlerken, faydalarını abarttığına ve doktorları ilacı onay almamış endikasyonlarda kullandırmaya ikna ettiğine, benzer uygulamaların AstraZeneca tarafından "Seroquel" için, Johnson&Johnson tarafından da "Risperdal" için yapıldığı iddialarına yer verildi.
Bu davayla eyalet Medicaid programları tarafından Lilly’ye karşı, Zyprexa’yı pazarlama uygulamaları nedeniyle açılan 5, Risperdal için 2, İngiltere’nin ikinci büyük ilaç firması AstraZeneca içinse ilk dava oluştu. Avukat Tommy Fibich bir röportajında, daha birçok eyaletin benzer davalar açmayı düşündüğünü açıkladı.
Lousiana’yı, Lilly ve Johnson&Johnson’a karşı açtığı davada savunan avukat Fibich, “Tabii en büyük eyalet Pennsylvania’dır .Bu davanın şirketlere maliyeti yüzlerce milyon dolar  olabilir.” dedi.
Lilly ve AstraZeneca avukatları savunma için büyük çaba sarf edeceklerini söylerken, Janssen sözcüsü Ambre Morley, şirketinin davayla ilgili yorum yapmayacağını söyledi.
AstraZeneca sözcüsü Jim Minnick de “Houston Hukuk firması tarafından ilaç firmalarına karşı açılmış yüzlerce kişisel başvuruyu kapsayan özel dava bulunduğunu” söyledi.
Yaşlılar Programının Maliyeti
Pennsylvania Medicaid ve yaşlılar için ilaç yardım programından, milyonlarca dolar “Zyprexa,Serequel ve Risperdal’in tıbbi olarak onaylanmamış ve tıbbi olarak gereksiz kullanımları için”, aynı zamanda bu ilaçlardan zarar gören hastaların “ bakım ve tedavisi için” geri ödendiği iddiası da dava başvuru dilekçesinde yer aldı.
Dava dilekçesi Pennsylvania valisi Ed Rendell’in hukuk bürosu tarafından hazırlandı. Rendell’in sözcüsü Gary Miller, iddiaların takibinde sözleşmeli avukatlarla çalıştıklarını, Eyalet’in henüz toplam zararı hesaplamadığını söyledi.
Yeni kuşak antipsikotik sınıfına ait bu ilaçların, onaylı endikasyonları “şizofreni” ve “bipolar bozukluk”. Şirketlerin ise, anksiyete, “davranış bozukluğu”, “dikkat eksikliği” ve demans gibi onaysız endikasyonlarda bu ilaçları pazarladıkları iddianamede yer alıyor.
En Çok Satan İlaçlar
Üç ilaç da dünyada en çok satan ilaçlar arasında. 2006 dünyaki satışları Seroquel için 3.4 milyar, Zyprexa için 4.36 milyar, Risperdal için ie 4.18 milyar Dolar.
Miller, Pennsylvania’nın reçetelerin geri ödenmesi ve bu ilaçların neden olduğu sağlık sorunları için para aradığını, aynı zamanda Eyalet’te, yaşlılara ilaç yardımı programından yapılan her yanlış ödeme için 10.000 Dolar, Medicaid programından yapılan her yanlış ödeme için ise 20.000 Dolar ceza için yasa bulunduğunu söyledi.
Bu ilaçlar daha önce aşırı kilo alımı ve artan diyabet riskiyle bağlantılı bulundu. Eylül 2003’de FDA, Lilly ve diğer şirketlerden ilaç prospektüslerine uyarı koymalarını istedi.
Diğer Davalar
Lilly, dört diğer eyalet tarafından da Medicaid programı adına dava edildi. Louisiana, 2004 yılında dava açtı. West Virginia, Alaska ve Mississippi eyaletleri, bu ilaçlara harcanan gereksiz parayı geri almak ve geçmişte ve gelecekte Zyprexa kullanımından kaynaklanan zararları karşılamak amacıyla benzer başvuruları 2006’da yaptı. Alaska davasının duruşması ise 2008 Mart ayında yapılacak.
Lilly geçtiğimiz ay bir denetleme dosyasında 28500 'Zyprexa' kullanıcısının şikâyetini yaklaşık 1,2 milyar Dolar harcayarak çözümlediğini, geriye 1300 bireysel başvuru kaldığını açıkladı.
Astra Zeneca için de Eyalet ve Federal mahkemelerde Seroquel’den zarar gördüğünü iddia eden 10000 bireysel başvuru var.
 

 

www.iyibilgi.com 'dan alınmıştır
Hastane mi Hitler'in kampı mı?
Son dakika... Bir programda, Adana Doktor Ekrem Tok Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ndeki ‘dayak’ ve ‘uyuşturucu’ skandalı ortaya çıkarıldı. Başhekim görevden alındı... İşte Başhekimi koltuğundan eden eziyet.

Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı Hastanesi'nde ortaya çıkarılan dayak ve uyuşturucu skandalının ardından Başhekim Dr. Cem Uraldı görevinden uzaklaştırıldı.

Günün her saatinde şiddet uygulanan hastanede hasta bakıcıların küçük çocukları tekme ve yumruklarla acımasızca dövmelerine, izleyiciler büyük tepki gösterdi. Görüntülerde tedavi için hastaneye başvuran bağımlılara, hasta bakıcıların uyuşturucu satmaları ise insanın kanını donduruyor.

Mehmet Ali Önen yönetimindeki ‘Deşifre’ programı ekibinden bir muhabirin iki ay boyunca Adana Doktor Ekrem Tok Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde gizli kamera ile yaptığı, insanlık dışı uygulamaların yer aldığı görüntüler, dün akşam Star TV'de yayınlandı.

500 kişinin görev yaptığı, ruh hastaları ve uyuşturucu bağımlılarının tedavi gördüğü hastanede günün her saati şiddet uygulanıyor. Hastalardan kimi zaman namaz kıldığı için, kimi zaman ise yemek yemediği veya yemek kabını kaldırmadığı için şiddete maruz kalıyor. Öfkeli hasta bakıcılarının hastaların yüzlerine indirdiği tokatlar nefret uyandırdı. Dövülen hastalar arasında küçük yaştaki çocuklar da var. Hasta bakıcıların hiç acımadan küçük çocuğa tekme ve yumrukla vurması izleyenlerden büyük tepki gördü.

Hastalar, yedikleri dayak ve küfürleri pencerelere çıkarak program ekibine anlatıyor. Hastalar, “Şok veriyorlar, iğne vuruyorlar, dövüyorlar” diyerek uğradıkları haksızlığı ifade etmeye çalışıyor. Hasta bakıcılar kendi görevlerini de hastalara yaptırıyor. Hastalar bulaşık yıkıyor, yerleri temizliyor. Hastaların yıkanma şekli ise toplama kampı gibi. Temiz konusunda ise 10 - 15 hastanın bir arada banyo yaptırılması dikkat çekti.

Hastanede uyuşturucu skandalı

Deşifre Programı'nda yayınlanan görüntülerde bir skandal daha ortaya çıkıyor. Uyuşturucu tedavisi gören hastalara, eroini hasta bakıcılar satıyor. Tedavi görmek için burada bulunan kişiler, hastane bahçesinde eroin içiyor. Bu kişi, defalarca bahçede eroin kullandığını iddia ediyor.

Hastanede kadın ile erkek hastaların birada barındırılması ‘taciz’ iddialarını da gündeme getiriyor. Kadın hastalar, taciz edildiklerini öne sürüyor. Küçük çocuklara adeta işkence çektirerek ilaç veren hasta bakıcılar attıkları dayakları ise “Vurdum Elmacık kemiği filan kalmadı” sözleriyle anlatıyor.

Hastanede yaşanan bu insanlık dışı uygulamalara doktor ve hemşirelerin engel olmaması da dikkat çekiyor.

http://www.iyibilgi.com/index.php?s=haber&id=14674

20 Şubat 2007

  3933 kez okundu.
GERİ
 

BUGÜN


FOTO GALERİDEN
- -




ANKET

   
Sonuçlar alınıyor lütfen bekleyiniz...
 
İSTATİSTİKLER

  Bugün hit: 94
 
  Toplam hit: 20331
 
 
    Gara Tasarım - 2006   Sayfa 0.009 saniye'de oluşturuldu.  
Anasayfa  |  Haber Arşivi   |  Etkinlikler  |  Foto Galeri
Ziyaretçi Defteri   |  Hakkımızda  |  İletişim